booked.net
 
 

 


 ADALET ÜZERİNE 2 YIL ÖNCEKİ DÜZ VATANDAŞ YAZISI - 17/01/2014





ERCAN ERDEM
E-Posta
İstanbul,26 Ocak 2012

ADALET SİSTEMİMİZ ÜZERİNE 1
Geçenlerde CNN TÜRK teki Sayın Ahmet Hakan’ın programını izlerken adalet sistemimiz üzerine zaman içerisinde aldığım küçük notlar aklıma geldi. Öncelikle Twitter üzerinden belki Adalet Bakanına sorulur diye bazılarını yolladım. Ancak bir önem kesp etmediklerinden olsa gerek dikkate alınmadılar. Bunu üzerine ben de kayda geçmesi ve bir ilgilenenle karşılaşır diye aklımda olan Adalet sistemimizdeki kendime göre eksiklikleri bu köşelerde yazmaya karar verdim.
İlk üzerinde durmak istediğim nokta Savcılarımızın bir Mahkeme deki yerleri nerede olmalıdır sorusu?
Benim düşünceme göre Savcı dediğimiz bir anlamda Avukat yani devletin avukatıdır. Devletin Savcısı, Kamu adına suçlamaları yapar savunulacak kişi de genelde bir Avukat vasıtasıyla kendisini savunur. Bu ikisinin tartışmasını Hâkim Hukuk içerisinde değerlendirir ve çoğu zaman 2 taraftan biri lehine sonuçlandırır. Bir Mahkeme salonunda bizim sistemimiz de Savcı Hâkimle Eşit seviye de bazen eşit seviye gibi ufak bir setle farklılaştırılmış bir seviyede oturur. Ancak Savcı Yüce Mahkemede Avukata göre yüksek olan Hâkim seviyesinde veya yakın otururken Avukat fiziki olarak alçak bir seviyede yer alır.
Gençlik yıllarımdan beri düşünürüm. Neden Amerikan filmlerinde gördüğümüz gibi Hâkim tek başına (ABD de Savcıların Seçimle geldiklerini biliyorum) ve fiziki olarak herkesten yüksek bir konumdadır da biz de ve Fransa gibi belki bilmediğim bazı ülkeler de Savcılar Hâkim seviyelerinde otururlar? Çok basit bir bakış açısı ile yaklaşınca şöyle bir değerlendirme yapılabilir. Suçlanan kişi Savcının suçlamaları karşısında şöyle bir duyguya kapılabilir.
’’ Yahu ne oluyoruz. Hâkim ve Savcı ikisi de bana aynı seviyeden bakıyor. Hâkim, beni suçlayan bu Savcıyı nasıl hukuk, Adalet önünde benimle eşit/adil değerlendirmeye tutacak,’’ diye düşünebilir. Tabii burada düşünmeye başlarsan çok şey düşünülebilir de ben basit bir örnek vereyim dedim. Sonuç olarak Hâkim önünde veya Adalet önünde en azından Savcının ayrıcalıklı konumu olduğu göstermelikte olsa yok mu? Galiba Hukukçular buna zanlı açısından ‘’Negatif Ayrımcılık’’ demeliler.
Son yıllarda bu durum yeteri kadar olmasa da bizde de tartışıldı ve anladığım kadarıyla Savcıların yerinin Avukatların hizasında olması gerektiğini düşünenler de çıktı. Yıllarca evvel Yüce Divan Sıfatıyla bir Başbakan’ı yargılayan ANAYASA Mahkemesini uzunca bir müddet izleme imkânım oldu. Gözlemlediğim en önemli noktalar şunlar dı;
1)Savcının Hâkimlerle aynı hizada oturması. 2)Stenograf bulunması. 3)Salon ve Binanın fiziki durumu. 4)Hâkim ve Savcıların genele yakınının asık suratları.
Şimdi bu 4 noktayı bir sonraki yazımda ‘’SİLAHLARIN EŞİTLİĞİ’’ adı altında bizim Adalet Sistemimiz içerisinde kendi açımdan değerlendirmek istiyorum. Arkası Yarın………………

ERCAN ERDEM


İstanbul, 27 OCAK 2012
Dünden devam

ADALET SİSTEMİMİZ ÜZERİNE 2

1.Noktayı yukarıda (önceki yazımda) biraz değerlendirdim. Ancak şunları eklemek isterim; Yukarıda bahsettiğim Anayasa Mahkemesini gözlemlediğim sürecin başlangıcında Sayın Baş Savcı İddianamesini oturarak okumak isteğiyle heyetten izin istedi. Ancak Mahkemenin o günkü başkanı buna izin vermedi. Bunun üzerine Sayın Savcı karar gününe kadar aylarca bir daha celselere uğramadı (Kanımca kırıldı). Bu noktada ki kişisel değerlendirmeleri sizin hayal gücünüze bırakıyorum. Ancak bugüne geldiğimizde bir şey görüyoruz. Anayasa Mahkemesi yeni bir binaya taşınmıştır. Bu binanın dış görünüşündeki Adaletin nasıl tecelli edeceği izleniminden çok içerideki Savcılık Makamının oturduğu yerin Avukat seviyesinde olmasını nasıl değerlendirmeliyiz? Bunlardan acaba hangi yaklaşım doğrudur.
Kısaca, tespit etmek gerekirse Anayasa Mahkemesindeki fiziki yerleşim mi, Yoksa Diğer Mahkemelerdeki fiziki yerleşim mi doğru dur? Bu soruları çoğaltabiliriz. Fransa da bildiğim kadarıyla bize benzer bir durum var. Lise yıllarımdan bir arkadaşım Strasbourg da AHIM de çalışıyor bu konuyu yıllar önce tartıştığımızda, bu yüzden Fransa Adalet sisteminde ‘’Savcıların Adaleti’’ diye bir tabir’e dikkatimi çekmişti. Bizde bu durumu nasıl adlandırmalı acaba? A) Savcı, Hâkim kol kola.
B) Hâkim Savcı işbirliği.
C)Yahu ne olacak canım ikisi de devlet tarafında. Diye de düşünülebilir.
Galiba bu savcının yeri konusundaki anayasa mahkemesinin yeni uygulamasının nedeni A.İ.H.M'nin içtihatlarında Türkiye’yi de uyardığı, iddia ve müdafaada "silahların eşitliği" prensibine uygunluk sağlamak içindir.
Burada hemen işi HSYK’ YA (Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu)Bağlamak geldi içimden. HSYK nın içyapısını ve nasıl çalıştığını tam anlamıyla bilmiyorum. Sadece Basın yoluyla edindiğim bazı bilgiler ışığında bir şeyler yazabileceğim. Şöyle ki, Eğer Hâkim veya Savcı atamaları ortaklaşa bir kurul tarafından yapılıyorsa bu benim anlayışıma göre yanlıştır. Devletin Avukatları ile onların taleplerini yargılayacak kişiler aynı ortam da olmamalılar. Ha bunların hepsini devletin emrinde görüyorsan o zaman tartışacak bir şey yok. Yani düşünün bir Savcı bir noktaya atanacak eğer o atamada bir Hâkim oy kullanacaksa eğer bu bana göre yanlış tır. Esas önemli nokta Yargılayanla Yargılanan aynı yerde nasıl olur olursa nasıl adalet olur? Hâkim yargılayan kişidir. Yani bir konuda Yargıya varacak kişidir. Peki, yargılan kimdir? Bana göre hem savcı hem avukattır. Neden mi? Hâkim hem Avukatın fikirlerini hem de Savcının fikirlerini yargılar ve bir sonuca vararak bir karar oluşturur. Demek ki neymiş Savcının da fikirleri/suçlamaları/iddiaları yargılanmaktaymış yani yargı süzgecinden geçmekteymiş. Eeee bu nasıl iş şimdi yargılayan la yargılanan aynı ortamda. Ayrıca biliyoruz ki Hâkimler Türk Milleti Adına Yargılama yapıyor ve karar veriyorlar. Kararlarında ‘’TÜRK MİLLET ADINA’’ yazıyor. Peki ya savcılar; onlar, Cumhuriyet Savcıları yani Devlet Avukatı olarak suçlama görevlerini yapıyorlar. Devlet, Millet Elele HSYK da peki şu adalet nerede?
Ezcümle olarak bu konudaki söyleyeceğim şu;
1-HSYK yı bölün HYK(Hâkimler Yüksek Kurulu) ve SYK (Savcılar Yüksek Kurulu) olarak. Sonra da karışmayın.
2-Savcıları da Anayasa Mahkemesindeki gibi Avukatlarla aynı seviyeye oturtun. Yok, eğer oturtamayız deniyorsa. Düzelmiş olan Anayasa Mahkemesini de tekrar bozun.

2.Noktayı değerlendirmeye başlarsam eğer, konu çok değişik yerlere gidecek. Neden Anayasa mahkemesinde Stenograf kullanılır? Sorusunun cevabında çok şey yatıyor. Yine Amerikan filmlerinden hatırlayalım. Orada da ortada birisi küçük bir aletin başında devamlı tuşlara vurur. Hatta bazen Hâkim kayıtlardan bazı kelime/cümleleri çıkarması için uyarır falan. Yüce Divan sıfatıyla izlediğim Anayasa Mahkemesi celselerinde birkaç stenograf vardiyalı olarak her şeyi yazıyorlardı.
Şimdi bu neden Anayasa Mahkemesinde önemli de bir başka ceza mahkemesinde önemli değil? Herhalde Bu durum Yargılananların öneminden kaynaklanmıyor olsa gerek. Bu bir sistemin ADALET denilen kavrama verdiği değerle doğru orantılı olsa gerektir diye düşünürüm.
Bir de çok istemem ama acaba derim. Ülkemizde İnsan eğitim düzeyimizin düşüklüğünden veya başkaca nedenlerden midir yargılananların söylediğinin kayda alınmasından çok, Sayın Hâkimin kendine göre yazdırdıkları tutanaklara geçirilir. Artık teknoloji değişti her türlü kayıt alma imkânı var. Bunlar değerlendirilip yargılananların düşünceleri tümüyle kayıt altına alınsa daha adil olmaz mı?
Ben hiç özel yetkili mahkemelerde dava izlemedim. Sözlü savunma veya konuşmaların zapta geçirilmesi nasıl oluyor bilemiyorum. Genel de Normal Mahkemeler de Savunmanı yazılı verirsen meramını anlatmış oluyorsun eğer sözlü savunma yaparsan ve bu özetlenirse savunman için kendin bile kuşku duyabilirsin. Bir örnek senaryo çizmen gerekirse, ‘’Sanık, adam öldürmediğini anlatmış ancak Hâkim savunmayı yazdırırken özeti farklı yapmış ayrıca kâtip yanlış yazmış okuyanlar atlamış ve imza altına alınmış.’’ Buyurun bakalım nasıl düzelecek.
Tüm bu dediklerim Türkiye insanının tümü içindir diyerek fazla uzatmadan bu bölümü kapatıyorum. Çünkü çok spekülasyona açık bir konu ve çeşitli tartışmalar olabilir. İnsanların cahilliğinden zamanın olamaması gibi birçok neden sayılabilir.
Buraya bir de, Sayın eski Cumhurbaşkanı Kenan Evren ile yine Sayın Eski Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ’un ne şartlarda; yani Savcı yukarıda, Savcı Aşağıda, Stenolu, Stenosuz vb. velhasıl nasıl yargılanacaklarını da konu edersek yandık. Arkası Sonra…

ERCAN ERDEM


İstanbul, 28 OCAK 2012
Dünden devam.

ADALET SİSTEMİMİZ ÜZERİNE 3

3.Noktam ise Mahkemeleri fiziki durumları. Adaletin Önemini ve Yüceliğini bilen ülkelerde neden Mahkeme binaları birer anıtsal binalar gibi olurlar? Bunun nedeni insanların Adaleti hissetmeleri ve güven duymaları içindir. Yüksek merdivenler, sütunlar Hâkimlerin rahat ve her türlü ihtiyaçlarına cevap veren odaları ile bu binalar Adaleti doğru tecelli edeceğinin hissini aşılar insanlara.
Bizde bu çoğu Mahkeme binasında ve salonlarında yoktur. Ancak şunu da söylemeden geçemeyeceğim. Yeni yapılan adliye binaları tam dediğim hisleri veremese de modern olmanın gereklerini karşılar nitelikteler. Bu nedenle bunları yapanların haklarını vererek tebrik etmemiz gerekir diye düşünüyorum. ADLİYE SARAYI! Diye adlandırdığımız eski binalar umarım adına yakışır hale kısa zaman içerisinde getirilir. Ancak Adaleti bu binalar dağıtmayacak, bu binalardaki ortamlarda oturacak Hâkimler rahat ortamlarında korkusuzca yargılamalarını yapacak ve Adalet dağıtacaklar. Esas olan budur. Budur da Hâkimlerimiz bu işler konusunda ehil mi? Galiba burada esas problem başlıyor. Burada Hâkimler açısından ele alınması ve düzeltilmesi gereken çok nokta var. Bunlar, Hâkim ve Savcı maaşları; geçenlerde Sayın Adalet Bakanının katıldığı programdaki söylemine göre 12-15.000 Hâkim ve savcının olduğu yerde 80.000 civarı Avukat varmış. Hâkim Açığını Avukatları bir sınavdan geçirerek kapatmaya çalışacağız dedi. Hukuk mezunları neden ve niçin Avukat, Hâkim veya Savcı olmak ister bu seçimi neye/hangi kriterlere göre yaparlar? Ben bu seçimi ağırlıklı olarak maddi kaygıları göz önüne alarak yaptıklarına inanıyorum. Tabii mesleki kutsallığı göz önüne alıp seçim yapanlar da olabilmektedir. Zaten bu makale de değindiğim konuların tamamında bahsettiğim kesimlerin sadece bir kısmı için düşüncelerimi yazıyorum. Kısaca düşüncelerim herkesi bağlamaz insanlar nitelik ve nicelik açısından durumları lütfen üzerlerine alınmasınlar.
Kişi var Hukuk fakültesinden mezun oluyor ve hesap yapıyor; ‘’Devlet bana şu kadar para veriyor, şuraya atıyor, şu kadar mecburi hizmet var, falan filan’’ düşünüyor. Aynı kişi kendi yapısını, girginliğini, suskunluğunu vb. biliyor ve bir karar veriyor. Savcılık veya Hâkimlik sınavına giriyor.
Kişi var aynı yoldan geçiyor ve özel sektörde şansını arıyor. Bu durumda, yukarıdaki oranlar belliyken hangi insanların, hangi kabiliyetlerine, eğitim ve sosyal durumları ile maddi durumları hesap ederek seçim yaptıkları bellidir. Kısaca bu oranlarda hangi insani özelliklerin veya hangi özelliklere sahip insanların hangi kısımda olduklarını da bilebiliriz. Bu karışık cümleye şunu ekleyebilirim. Daha birkaç gün önce Bir Avrupalının (A.İ.H.M den) adalet sistemimizdeki iddianamelerin kalitesinin düşüklüğü hakkında fikri yayınlandı. Bu konuyu da değerlendirdiğimizde; Seçimlerin, Kafa yapısı, para, hayata bakış, zekâ ve muhakeme becerisi düzeyleri üzerinden süzülerek yapıldığını en azından ben görmekteyim. Tüm bunlar değerlendirildiğinde Adalet Sistemimizin insan unsurlarının eğitilmesi gerektiğini söylememiz gerekiyor zaten Sayın şimdiki Adalet Bakanı bunu söylüyor. Şunu hatırlayalım lütfen ‘’ Sağlam Kafa Sağlam Vücutta bulunur.’’ Adalet Sistemine uyarlarsak eğer. Binalar ve Kafalar arasındaki ilişkiyi kurabiliriz. Acaba bu sözü kim söylemişti! :)
Bir başka laf var yukarıdakine pek benzemese de eklemeden geçemeyeceğim; ‘’Ne kaaa ekmek o kaaa köfte’’ galiba İzmir den. Bazıları böyle diyormuş bu kadar maaşa böyle adalet. Tabii Adalet camiasının çok çok büyük kısmını tenzih ederim ancak bu da akıllara gelecek bir olasılık tır.
Bu bölümü de hatırladığım bir anekdotla bitirmek isterim. İnternette dolaşan sözlüklerden birinde ülkemizdeki adalet sisteminden bahsederken Vicdan ve Cüzdan ilişkilerinden bahsederek İngiltere de ki Hâkimlerin ise Maaşlarını Açık çekle aldıkları efsanesinden bahsedilmektedir. Bu efsaneye dayandırılarak şu anlatılır;
Günün birinde bir İngiliz Hâkim sistemi test etmek istemiş ve açık çekiyle ihtiyacının çok üzerinde olan diyelim 1.000.000.-Pound çekmiş. Aradan bayağı bir zaman geçmiş ne gelen var ne giden dayanamamış ve parayı iade etmek istemiş, Adalet bakanına çıkmış. Demiş ki ‘’ben çekle 1.000.000.-.-Pound çektim ancak kimse bana neden çektin ne yaptın diye sormuyor.’’ Bunun üzerine Adalet Bakanı Hâkim’e bunu niye yaptığını sormuş. Hâkim sistemi denemek için demiş ve iade edeceğini bildirerek ayrılmış. Ertesi gün Hâkim’e görevden el çektirmişler. Gerekçe şöyle açıklanmış: ‘’ Saygın bir Hâkim devlete güvenmiyor ve onu sınıyorsa, devlet ona asla güvenmez.’’
Güven çok ince bir çizgidir. Onu kalınlaştırarak kırılmasını engelleyen tek şey ‘’iki taraflı’’ olmasıdır. Buyurun bunu istediğiniz yere çekin ve uzatın.

4. noktam Hâkim ve Savcıların genele yakınının asık suratları. Bu konuda fazla bir değerlendirmeye girmek istemiyorum. Ancak işaret etmek istediğim nokta şu; bu asık suratlılık, gülmemek, soğuk davranmak vb. ön yargıya dayalı davranışlarda bulunmak durumu var mı? Bana göre bu meslekleri icra edenlerin bir kısmında var. Bu çoğunluk mu azınlık mı? Cevabı size bırakıyorum. Sorulu bir örnek vererek bunu açıp kapatmak isterim. Bir Bayan Sayın Hâkim bir tespit davasında gittiği yerde ayakta beklerken kendisine uzatılan sandalye ye niye oturmaz. Veya bir Hâkim’e soru sormak isterseniz sizi neden tersler? Düşünüyorum ki ‘’Mahalle Baskısı’’ sonucu bu kişiler yüzlerine birer maske takmak zorunda kalıyorlar. Aksi halde, halkımız ‘’ya o kişi de şunun adamıymış veya bu şuna iyi davranıyor altında bir şeyler vardır’’ şeklinde düşünebilir.
Adalet sadece Ceza davalarında yok veya var değil tabii ki ileride İdare Mahkemelerinde ve normal mahkemelerde verilen bazı çok komik kararları da anlatmaya çalışacağım. AHIM kararlarının uygulanmaması veya takip edilmemesi ayrı bir tartışma konusu.
Ezcümle, maalesef Adaletimiz Topal ördek gibi. Bu Adalet sistemiyle hiçbir yere varmamız mümkün değil zaten Demokrasiye bir türlü ulaşamıyoruz. Ulaşsak ne olacak ADALET olmadıktan sonra.


ERCAN ERDEM


ERCAN ERDEM


YORUM YAPIN SÖZ SİZDE!

Adınız (Yorumda görünecek) :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu :    
 



Bu köşenin diğer yazıları;






AnasayfaAnasayfa Köşe YazarlarıKöşe Yazarları Bize UlaşınBize Ulaşın RssRss
Maxiva


Nettehaber'i Twitter'da kişi takip ediyor.