|
||||||||
"Üniversiteler dağ gibi sorunlarla açıldı" |
||||||||
|
||||||||
Yazılı açıklama yapan Bostan, yüksek öğretimin Türkiye genelinde 104'ü devlet, 62'si de vakıf üniversitesinden oluÅŸan toplam 166 üniversitede 111 bin 495 öğretim elemanı ve açık öğretim dahil yaklaşık 3 milyon 800 bin öğrenci ile baÅŸladığını belirterek, "İlkokuldan üniversiteye varıncaya kadar her kademedeki eÄŸitim-öğretim kurumlarındaki her öğretim yılı baÅŸlangıcı, yeni doÄŸan bir gün gibi, büyük umutlarla dolu. Daha doÄŸrusu, öyle olması gereken yeni ve taze bir baÅŸlangıç, yeni bir beyaz sayfadır: Ancak ne yazık ki uzun bir süredir bu heyecan ve umut dolu olması gereken günler, daha çok, süreklilik kazanan aksaklıklar, giderilemeyen noksanlıklar ve huzur kaçıran gerginliklerle dolu olarak karşımıza çıkar olmuÅŸtur. Devlet üniversitelerimiz git-gide büyüyen ve git-gide çözümü zorlaÅŸan daÄŸ gibi sorunlardan oluÅŸan bir kör yumak manzarası arz etmektedir" dedi. Temel sorunların başında, "Anti-Demokratik Uygulamalar, Jakobenizim ve Demokratik Üniversite Sorunu"nun yer aldığını belirten Hanefi Bostan, "Öncelikle, YÖK'ün, önem derecesi ne olursa olsun, Türk yüksek öğretimini ilgilendiren her tasarrufunda mutlaka ve behemehâl, demokratik üniversite ilkesinin vazgeçilmez gereÄŸi olarak, akademik camianın görüşlerini almadan harekete geçmemesi gerekir. Türk yüksek öğreniminin en üst düzeydeki kurumu olan YÖK, Türk yüksek öğrenimi camiasını YOK saymaktadır. Dün Kemal Gürüz'ün ve ErdoÄŸan Teziç'in haksız ve zulme varan uygulamalarını eleÅŸtirenler, bugün YÖK kendi ellerine geçtiÄŸinde, aynı haksızlık ve zulümleri uygulamakta bir beis görmemektedirler ki bu, tam anlamıyla antidemokratik olduÄŸu gibi aynı zamanda etik-dışı bir davranış da olmaktadır" diye konuÅŸtu. Hanefi Bostan, YÖK'ü eleÅŸtirerek, "Demokrasi bir tarafa itilince haliyle bunun arkasından gelecek olan da jakobenizm'den baÅŸkası olmayacaktır. Nitekim bulunduÄŸu sırça saraydan hiç kimseyi gözü görmeyen YÖK, devlet üniversitelerini kendi feodalitesi ve akademik camiayı da serfleri olarak deÄŸerlendiren bir feodal beylik gibi davranmakta, hiç kimse ile müzakereye gerek dahi duymadan resen aldığı kararlarla saÄŸa sola emirler yaÄŸdırmakta, akademik ve idari yükseltmelerde keyfi ve birbiriyle çeliÅŸkili kararlar almaktadır. Hiç şüphesiz üniversitelerimizin huzurunu kaçıran en önemli sorunu; demokratik üniversite yapılanmasının ümitsiz bir klinik vaka haline dönüşmüş olmasıdır ki, bunun bir sonucu olarak, YÖK'ün üniversiteler üzerinde kurduÄŸu baskıları artık bilmeyen kalmamıştır. Akademik hayatın ihtiyaçlarına cevap vermeyen, köhnemiÅŸ, anti-demokratik ve rektör saltanatı üzerine kurulu YÖK kanununun hâlâ olumlu bir istikamette, üniversitelerimizi katılımcı, demokratik, özerk ve daha ileri düzeyde bilim ve yüksek öğretim kurumlarına dönüştürme istikametinde deÄŸiÅŸtirilememiÅŸ olması geçen 9 yılın boÅŸ yere harcandığını gösteren en önemli bir belge olmak durumundadır" açıklamasında bulundu. Hükümeti de eleÅŸtiren Hanefi Bostan, ÅŸunları söyledi: "Yıllardır üniversitelerin akademik ve idari özerkliÄŸinden bahseden hükümet, bugün üniversitelerin idaresini öğretim üyelerini dışlayarak idarecilikten bi-haber belirli kesimlerin eline verme çabası içinde olması anlaşılır bir durum deÄŸildir. YÖK tepeden aÅŸağıya doÄŸru yapılandırılmış bir kurum haline gelmiÅŸtir. Bu kurum içinde Öğretim Üyesinin söz hakkı yoktur. Kendi dekanını ve rektörünü seçememektedir. Kendi Fakültesinde yapılacak önemli ve köklü deÄŸiÅŸikliklerle ilgili bile görüşü alınmamaktadır. Ülkemizde üniversiteler mali ve idari açıdan özerk deÄŸildir. Batı ülkeleriyle mukayese edilemeyecek durumdadır. Ülkemizde sorunsuz bir üniversite, sorunsuz bir yüksek öğretim için profesöründen araÅŸtırma görevlisine kadar bütün öğretim elemanlarının ve idari personelin katılıp seçtiÄŸi dekan ve rektörlerle iÅŸe baÅŸlamak gerekir. YÖK'ün artık git gide bilimsel araÅŸtırma ve çalışmalarla ilgisini keserek üniversiteler üzerinde artan biçimde bir baskı aracına dönüşmesi önlenmelidir. Hükümetin daha demokratik, daha özgür ve daha gerçek ÅŸekilde akademik çalışmaların yapılmasını saÄŸlayacak istikamette köklü deÄŸiÅŸiklikleri acilen gerçekleÅŸtirmelidir. Asıl mesele üniversitenin öncelikle bilim, teknoloji ve fikir üreten en üst düzeyde kurum olduÄŸunu bugüne kadar iktidarların anlamaya yanaÅŸmamaları, özgür ve demokratik üniversiteden çekinmeleri ve hatta korkmaları yönündeki psikolojik sakatlık sorunudur. Bu psikolojiden hükümetler kendilerini kurtarmalıdır." Hanefi Bostan, temel sorunlardan birinin de "Ücret, Öğretim Elemanı ve İdari Personel Sorunu" olduÄŸunu söyledi. Türkiye'nin geri kalmışlık çemberinin kırılmasında ve geleceÄŸin mutlu, güçlü ve müreffeh, daha saygın Türkiye'sinin inÅŸa edilmesinde bir numaralı belirleyici faktör olan bilim yuvalarının ve mütevazı bilim insanlarının, nasıl geçineceklerini düşünmeyi ön plana çıkarmak zorunda bırakılmalarının doÄŸru bir politika olmadığını savunan Bostan, "MesleÄŸi bilim üretmek ve bilim öğretmek olan, ülkemizin en iyi yetiÅŸmiÅŸ beyinleri, sürekli olarak düşük tutulan ücretleriyle mahkûm edildikleri geçim sıkıntıları dolayısıyla mutlu deÄŸillerdir. Bu da onların hem bilim üretmelerinde ve hem de gençlerimizi yetiÅŸtirmelerinde tam verimli olmalarını çok ciddî surette engellemektedir. Bugüne kadar akademik personele âdeta kasıtlı olarak düşük ücret politikası uygulayan iktidar, kıdemli profesörler ( görev tazminatı ile birlikteki maaÅŸları ) dışındaki bütün öğretim elemanlarını yoksulluk sınırının altında, idari personelin % 90'ını da açlık sınırı düzeyindeki ücretlere mahkûm etmiÅŸ bulunmaktadır" dedi. Hanefi Bostan, gerek devlet ve gerekse de vakıf üniversitelerinde öğretim üyesi açığının had safhaya ulaÅŸtığını belirtti. Devlet üniversitelerinin bir yandan bu ÅŸekilde öğretim üyesi kaybına uÄŸrarken diÄŸer yandan da yenilerini yetiÅŸtirmekte zorlandığını ve böylelikle Türkiye'nin, gerek toplam nüfusu, gerek öğrenci saydfcksek öğretim kurumlarına dönüştürme istikametinde deısı bakımından ciddî anlamda bir öğretim üyesi açığına sürüklendiÄŸinin altını çizen Bostan, "BirçoÄŸu gerçek anlamda vakıf kimliÄŸi taşımayan ve esas olarak da ticarî amaçla açılan vakıf üniversiteleri kârlılığı düşürdüğü için öğretim üyesi yetiÅŸtirmekten ziyade devlet üniversitelerinde yetiÅŸmiÅŸ bulunan öğretim üyelerini transfer etmeyi tercih etmekte ve devlet üniversitelerinde akademisyenlere ödenen ücretlerin aşırı düşüklüğü de bu transferi hızlandırmaktadır. Nitekim öğretim üyesi başına düşen öğrenci sayısı, açık öğretim öğrencileri hariç tutulduÄŸunda 66 olduÄŸu görülecektir. Öğretim üyesi açığı sonucunda üniversitelerimizde sınıflar da ölçüsüz biçimde kalabalıklaÅŸmakta ve bilhassa yeni açılan üniversitelerde anormal boyutlara ulaÅŸmaktadır Meselâ 200-250 kiÅŸinin bir sınıfta ders yaptığı üniversitelerimizin bulunuÅŸu, durumun vahametini açıkça göstermeÄŸe yeterlidir. Öğretim üyesi açığının öğrenci sayısındaki artışa ters oranda büyümesi, özellikle yeni açılan taÅŸra üniversitelerinde akademik niteliÄŸi olmayan kiÅŸilere ders verdirilmesi gibi kabul edilemeyecek sonuçlar da yaratmakta ve bu da üniversite öğretiminin kalite ve seviyesini düşürmektedir" diye konuÅŸtu. Türkiye Kamu Sen ve Türk EÄŸitim-Sen İstanbul İl BaÅŸkanı Yrd. Doç. Dr. M. Hanefi Bostan, üniversitelerde çalışan idari personele üniversite tazminatı ödenmemesi ve bu personelin baÅŸka kurumlarda çalışan emsalleri gibi ek ödemeden yararlandırılmamasından dolayı baÅŸka kurumlara gittiÄŸini söyledi. Bu nedenle üniversitelerde büyük oranda idari personel açığı bulunduÄŸunu ve bu personelin yapacağı iÅŸlerin araÅŸtırma görevlilerine ve öğrencilere yaptırıldığını belirten Bostan, "Dolayısıyla araÅŸtırma görevlileri bilim faaliyetleri dışına çıkarıldığından kendilerini yetiÅŸtirmeleri engellenmektedir. Temel sorunlardan üçüncüsü Özlük Hakları (Ek Ödenek, Terfi ve Kıdem AdaletsizliÄŸi) Sorunu. Yardımcı doçentlerin, doçentlerin ve idari personelin özlük hakları ile ilgili ciddi sorunları bulunmaktadır. Çıkarılan kanunlara ve mahkeme kararlarına raÄŸmen bu sorunlar hâlâ çözülmemiÅŸ olarak orta yerde durmaktadır. Bu sorunlardan birisi, 2002 yılında çıkarılan kanun hükmündeki kararname ile profesörlere ve doçentlere tanınan ek ödeneklerin hâsıl etmiÅŸ olduÄŸu ücret dengesizliÄŸinin, aradan geçen 9 yıllık süre zarfında yardımcı doçentler, öğretim görevlileri, okutman, araÅŸtırma görevlileri ve idari personel aleyhine kronikleÅŸmiÅŸ olmasıdır. Danıştay'ın bu ücret dengesizliÄŸinin düzeltilmesi ile ilgili kararını hükümet tatbik etmemek için, ilgili kararnameyi iptal etmiÅŸ ve maÄŸdur olan üniversite personelinin maÄŸduriyetini bugüne deÄŸin gidermemiÅŸtir. Yaklaşık 29 yıl süren Yardımcı Doçentlerin 3. Derecenin 8. Kademesinden daha ileriye yükselmeme sorunu, 3 Mart 2011 tarihli Resmi Gazete'nin 27863 tarihli sayısında yayınlanan 6114 nolu Kanunla giderilmekle beraber, yardımcı doçentler Rektörlerin ve YÖK'ün iÅŸ bilmezliÄŸi yüzünden bu haktan henüz yararlanamamışlardır" açıklamasında bulundu. Bostan, Danıştay 8. Dairesinin 2005/1605K, 2004/3876K sayılı kararı ve 2914 sayılı Yükseköğretim Personel Yasasında 418 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile yapılan deÄŸiÅŸikliÄŸe raÄŸmen Doçentlik unvanını alıp bu kadroya ataması yapılmayan yardımcı doçent, öğretim görevlisi ve araÅŸtırma görevlisi kadrosunda bulunan öğretim elemanlarının, maddi noktada büyük hak kayıplarına uÄŸramaya devam ettiÄŸini de belirten Bostan, bazı rektörler ve YÖK'ün, bu kanun ve mahkeme kararlarını tanımamakta ısrar ettiÄŸini söyledi. Bostan, "Akademik yükselmelerde aranan yabancı dil sınavı kriteri YÖK aklına estiÄŸi zaman deÄŸiÅŸtirmekte, bilim dalları arasında yabancı dil konusunda ilgisi olmayacak ÅŸekilde deÄŸiÅŸtirmeler yapmaktadır. Nitekim YÖK, Güzel Sanatlar Temel Alanından doçentliÄŸe baÅŸvuracak adayların Rusçadan yabancı dil sınavına girebileceÄŸine karar verirken, Genel Türk Tarihi ve YakınçaÄŸ Tarihinden sınava gireceklere önceki kararlarının aksine giremeyeceklerine dair yeni karar almış bulunmaktadır. Yine Sosyal, BeÅŸeri ve İdari Bilimler Temel Alanından İktisat, İşletme ve Maliye bilim dallarından doçentlik sınavına gireceklere kendi fakülte ve enstitülerinde yayınlanan ilmi dergilerdeki makalelere puan vermezken, diÄŸer alanlara puan vermektedir. Böyle bir biriyle çeliÅŸkili kararlar nasıl alınıyor? Üniversitelerin bir bölümü öğretim üyelerinin yüksek lisans ve doktora danışmanlık ücretleri ile uzmanlık alan dersi ücretlerini vermemek için ayak diretmektedir. Bazı üniversiteler idari personel için kanunlara raÄŸmen görevde yükselme sınavını yapmazken, bazı üniversiteler de kazanılmış hakları tanımamakta, bir kısmı da idari kadrolara hak etmeyenleri ve sınavı kazanmamış kiÅŸileri atamaktadır. Böyle zulümlerin ve haksızlıkların yaÅŸandığı kurumlarda memurlar niçin dursun?" açıklamasında bulundu. Hanefi Bostan, öğrencilerin yurt ve burs imkanı sorununa da dikkat çekerek, "Üniversitelerimizle ilgili bir baÅŸka baÅŸ aÄŸrısı sorun kaynağı da, öğrencilerimizin yetiÅŸmesindeki imkân ve ortam yetersizlikleri olup, bunların içinde en önemlileri de, öğrenci kredileri, kütüphane ve lisans ve araÅŸtırma laboratuarları, bilgisayar ortamları, spor tesislerindeki yetersizlikler gelmektedir. Ancak en az bunlar kadar hatta bazı hallerde daha da önemlisi olarak, öğrencilerin kalacağı saÄŸlıklı yurtlar da hâlâ çözülememiÅŸ bir baÅŸka sorun oluÅŸturmaktadır. Yurt sorunu özellikle kız öğrenciler için daha da büyük bir sıkıntı anlamına gelmektedir. Öğrencilerden gelen talepler ile bu taleplerin karşılanabilirlik oranları arasındaki açığın büyüklüğü ürkütücü boyutlara varmış bulunmaktadır. Bu durumda baÅŸka kanallardan yurt sorununu çözmeye çalışan öğrencilerimizin çoÄŸu ya yüksek ücretler ödemek zorunda kalmakta, ya da buna imkânı olmayan büyük çoÄŸunluk, hem saÄŸlıklarını hem de tahsillerini risk altına atan yerlerdeki olumsuz ÅŸartlarda barınmaya çalışmaktadırlar. Üniversite öğrencilerinin en büyük sorunu barınma sorunudur. Bu sorunun çözülmesi için Hükümetin ve diÄŸer kamu kurumlarının konuya ciddi bir ÅŸekilde eÄŸilmeleri gerekmektedir" dedi. Temel sorunlar arasında, "Üniversitelerin Sesi Kesilmesi Sorunu"nun da yer aldığını belirten Hanefi Bostan, "Ülkemiz bölücü PKK terörünün açık hedefi halinde iken, hemen her gün bir askerimiz, emniyet mensubunuz veya sivil vatandaÅŸlarımız ÅŸehit edilirken, ormanlarımız yakılır, yollarımıza mayın döşenirken; sivil bölücüler federasyon yahut otonomi istediklerini pervasızca, gözlerimizin içine baka-baka, bağıra-bağıra dile getirir ve aynı pervasızlıkla GüneydoÄŸu Anadolu'muzun tamamına ve DoÄŸu Anadolu'muzun büyük bir kısmına "Kürdistan" derken; bir kısım etkili medya organları ve karanlık paralarla beslenen sözde, sahte sivil toplum kuruluÅŸları Türklüğe hakaret ederken, tarihin en büyük sahtekârlığı olan "soykırım" çamurunun avukatlığını alenen yapar ve Ermenistan devletinin ve diasporasının lobiciliÄŸine soyunurken, insanlık suçu iÅŸleyen İsrail'i BirleÅŸmiÅŸ Milletler TeÅŸkilatı savunurken, üniversitelerin açılışlarında bu milli konulara vurgu yapılmaması, üniversitelerimiz adına, utanılacak bir durum olduÄŸu kadar, tehlikeli gidiÅŸatın ayak seslerini de oluÅŸturmaktadır" diye konuÅŸtu. Bostan, çözümü ise ÅŸu ÅŸekilde açıkladı: "Üniversiteler milli gelirden yeterli ölçüde pay ayrılmadığı, YÖK'e üniversiteler arasında koordinasyonu saÄŸlama ve üniversiteleri denetleme görevi, akademisyenlerin kendi idarecisini seçme özgürlüğü ve konuÅŸma özgürlüğü verilmediÄŸi sürece üniversitelerimizin sorunları katlanarak büyüyecek ve içinden çıkılmaz bir kör düğüme dönüşecektir. Üniversitelere mali özerklik verilmeli ve bütçeden Üniversiteler için ayrılan pay, Gayri Safi Milli Hasıla içindeki oranı %0.95'den en az %10'na çıkarılmalıdır. Türkiye dünya ülkeleri arasında yüksek öğretime milli gelirden en az pay ayıran ve üniversite mensuplarına en az ücret ödeyen ülkeler arasında yer almaktadır. Öyle ki geliÅŸmekte olan veya az geliÅŸmiÅŸ ülkeler arasında bile isimi en alt sıralarda yer almaktadır. Dünya standartlarında yüksek bir eÄŸitimin ve bilimsel araÅŸtırmaların ilk ÅŸartı, mutlak ve behemehâl, üniversitelere ve üniversite mensuplarına dünya standartlarında kaynak ve ücret tahsis etmekten geçmektedir."
|
||||||||